AKİT SON DAKİKA
MEKKE CANLI YAYINMEDİNE CANLI YAYIN

Cengaver bir hanım sahabi Nesîbe bint Ka'b

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşe Esra Şahyar, Nesibe bint Ka'b hazretlerinin hayatına değindi. Şahyar, Hazreti Nesibe'nin cesaret örneğini anlatırken Peygamberimizin de onunla ilgili övgüsünü ifade etti.

Uhud Savaşı’nın en sıcak saatleriydi. Müslümanlar için kısa süren bir üstünlükten sonra birden dengeler değişmiş, bozgun başlamıştı. Herkes bir yöne kaçışmaktaydı. Resûlullah’ın etrafında kalanlar on kişiyi geçmeyecek kadar azdı. Müşriklerin olanca şiddetiyle saldırdıkları saatlerde Peygamber Efendimizin yanında kalıp onu cansiperâne savunan kişiler arasında Nesîbe bint Ka’b, eşi ve oğulları vardı. Kahramanca çarpışıyor, müşrikleri Peygamber Efendimizden uzaklaştırıyorlardı. Üstelik Nesîbe’nin elinde bir kalkan dahi yoktu. Allah Resulü, elinde kalkan olan bir sahabeye seslenerek kalkanını Nesîbe’ye vermesini istedi.

Nesîbe, Resûlullah’ı muhafaza etmeye çalışırken on iki yerden yaralanmıştı. (Bu yaraların iyileşmesi bir yıldan fazla sürecekti.) Nesîbe bir an dönüp oğluna bakınca onun da yaralandığını fark etti. Koşarak yanına koştu, evladının yarasını sardı ve ardından: “Kalk yavrum, müşriklerle çarpışmaya devam et.” dedi Bu Medineli aile; Peygamber’i korumak için kendi canlarından, çocuklarından çoktan vazgeçmişlerdi.

Hz. Peygamber, Uhud savaşındaki sıkıntılı anlardan söz ederken Nesîbe’yi kastederek şöyle buyurmuştur: “O gün nereye baksam Ümmü Umâre’nin beni korumak için savaştığını görüyordum.”

Nesîbe ve ailesinin samimiyet ve fedakârlıkları karşısında Resûlullah: “Allah ev halkınıza rahmetiyle muamele buyursun.” diye dua edince Nesîbe: “Ya Resûlullah; dua buyur, cennette sana komşu olalım.” dedi. Resûlullah da: “Allah’ım, bunları bana cennette komşu ve arkadaş eyle.” diyerek Nesîbe ve ailesine tekrar dua etti.

Peygamber Efendimizin dilinden böylesine bir dua işitmekten daha kıymetli ne olabilirdi ki? Kıymetine paha biçilemez bu duayı işiten Nesîbe’nin dudaklarından şu sözler döküldü: “Bana artık dünyada ne musibet gelirse gelsin! Bu dua bana yeter.”

Nesîbe’nin Uhud’daki bu cengâverliği aslında II. Akabe Biati’nde Peygamberimize verdiği sözün bir gereği idi. Bi’setin on üçüncü senesi hac mevsiminde Mekke’de gerçekleşen bu biatte ikisi hanım yetmiş ensârî sahabe; Resul-i Ekrem’i, Medine’ye hicret etmesi halinde ailelerini korudukları gibi koruyacaklarına dair söz vermişlerdi. İşte bu biate iştirak eden iki hanım sahabeden biriydi Nesîbe. Verdiği sözün arkasında durarak Resûlullah’ı canı pahasına Uhud’da muhafaza etmeye çalışmıştı.

Nesîbe’nin cihad meydanlarında görünürlüğü Uhud ile sınırlı değildi. Benî Kurayza Gazvesi’ne, Hudeybiye’ye, Hayber’in Fethi’ne, Umretü’l-kazâ’ya, Mekke’nin Fethi’ne, Huneyn’e ve Yemâme Savaşı’na da katıldı. Bey‘atü’r-Rıdvân’a katılan dört kadından biriydi. Ashabın yanlarında çok az silâh bulundurduğu Bey’atu’r-Rıdvân günü, Mekkelilerden gelebilecek bir saldırı ihtimalini dikkate alarak beline bir bıçak bağlamıştı.

Ümmü Umâre künyesi ile bilinen Nesîbe, Uhud’un bozgun anlarında çarpışmaya devam ettiği gibi aynı tavrı Huneyn’de de sergiledi. Müslümanların dağılmaya başladıkları sırada çarpışmaya devam eden sayılı kişiler arasında Nesîbe de vardı.

Peygamberlik iddiasında bulunan yalancı Müseylime’ye karşı gerçekleştirilen Yemâme Savaşı’nda da bir ara dağılan Müslümanların yeniden toparlanması için uğraş verdi, kahramanca çarpıştı; on bir yerinden yaralandı, üstelik bir eli kesildi. Ancak Nesîbe ısrarla Müseylime’yi aramaya devam etti. Nihayet; Uhud Savaşı’nda da fedakârca çarpışıp yaralanan oğlu Abdullah, Vahşî b. Harb ile birlikte Müseylime’yi öldürmeye muvaffak olunca Nesîbe, Allah’a şükretti.

Nesîbe sadece cihat meydanlarındaki kahramanlıkları ile tarihe geçmiş bir kadın değildi. Dikkatle Kur’an okur, Resul-i Ekrem’e sorular sorardı. Bir gün Hz. Peygamber’e gelerek sitemkâr bir dille şöyle demişti: “Ey Allah’ın Resûlü, bakıyorum da Kur’an’daki her şey erkekler adına, kadınlardan hiç bahsedilmiyor!” Düşüncelerini oldukça rahat bir dille ifade ettiği anlaşılan ve aslında bu sözleri ile birçok kadına tercüman olan Nesîbe’nin sorusu üzerine şu ayetler nazil oldu: “Şüphesiz Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, mümin erkeklerle mümin kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya işte onlar için Allah, bağışlama ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzâb, 33/35.)

Nesîbe bu ayet-i kerimede övülen vasıflara sahip bir hanımdı. Cengâverliği ve kahramanlığı kadar ibadet hayatı ve misafirperverliği de bilinmekteydi. Bir gün Resûl-i Ekrem’i evine davet etmiş, imkânları nispetinde Peygamber Efendimiz için bir sofra hazırlamıştı. Ancak kendisi o gün oruçluydu ve hiçbir şey yemedi. Peygamber Efendimiz de ona: “Yanında başkaları yemek yediği sürece, melekler oruçlu kişiye dua eder.” müjdesini verdi. (Tirmizî, Savm, 67.)

Peygamberimizin ve meleklerin dualarına mazhar olmuş bu hanım sahâbî, Hz. Ömer’in hilafet yıllarına kadar yaşamıştır. Kendisinden iki hadis rivayet edilmiştir.