AKİT SON DAKİKA
MEKKE CANLI YAYINMEDİNE CANLI YAYIN

Tabiplerin önderi müslüman alim İbn-i Sina

Tıp dünyasına yön veren İbn-i Sina, Avrupalıların deyimiyle vazgeçilmez anlamına gelen Avicenna...

İbn-i Sina 980 yılında Buhara'nın Afşana köyünde dünyaya geldi. Babası bir saray katibiydi. 10 yaşına gelmeden Kuran-ı Kerim'i hatmetti. Babasının isteği ile mantık dersleri aldı ve iyi derede Yunanca öğrendi.

Prof. Dr Yahya Akyüz'ün yazdığına göre İbn- i Sina bir gün sokakta oyun oynarken, yanına biri yanaşmış ve “Sen ileride büyük bir alim olacaksın. Sana oyun yaraşır mı, git dersini çalış" demiş. İbn-i Sina “Her yaşın belli bir hali vardır. Çocukluğun yakıştığı da oyundur. Her yaşın hakkı verilmelidir" diye cevap vermiş. Bu cevap bugün pedagoji ve psikolojinin ulaştığı noktadır.

İbn-i Sina daha çok genç yaşta felsefe, tıp, teoloji, matematik gibi tüm bilimlerde uzmanlaştı. Hatta o kadar uzmanlaştı ki döneminin en büyük isimlerinden Aristo ve Farabi'den sonra en büyük üçüncü isim oldu.


16 yaşındayken bir gün kapısı çalındı. Buhara emirinin askerleri onu, emirin oğlunun hastalığına çare bulması için saraya çağırdı. Hastalığa çare bulunca ödül olarak sadece Buhara kütüphanesinde araştırma izni istedi. Yetiştiği yıllarda Maveraünnehir'de çok önemli bir bilim ve kültür ortamı oluşmuştu, İbn-i Sina'da bunu Buhara'daki kütüphanede çok değerli kitaplara ulaşarak değerlendirdi. Kütüphane yanınca bundan sorumlu tutuldu ve elindeki her şeyi kaybetti.

Prof. Dr Yahya Akyüz'un yazdığına göre İbn-i Sina'nın çalışma yöntemini söyle anlatmıştır:

“Bir mesele konusunda şaşırınca ,camiye gider, namaz kılar ve Allah'a yalvarırdım. Bunun üzerine benim için kapalı olan her şey açılır. Güçlükler kolaylaşırdı. Geceleri evimde kandil ışığında çalışır, uykum geldiğinde o konuyu düşünerek uyurdum. Öyleki benim için birçok konu uykuda çözülmüştür"

Saray kütüphanesinde geçirdiği günlerde bütün ilimleri içinde barındıran El Hikmet'ül Aruziye'yi 21 yaşında yazdı.

Babasını kaybedince Buhara'dan ayrılmak zorunda kaldı, şehir şehir gezdi. En son Hazar Denizi'nin kıyısındaki Cürcan'a geldi. Şarkın kudretli komutanı Sultan Mahmut (Gazneli Mahmut) onu davet etti ancak bu daveti kabul etmedi. Bunun üzerine silahlı askerler onu almak için geldi ve İbn-i Sina bulunduğu yerden kaçtı.

  • Babasının ölümünden sonra bir yaprak gibi şehirden şehre savrulan İbn-i Sina durumunu şu dizelerle özetler:
  • “Yüceldim, sığacağım bir şehir kalmadı.
  • Arttı kıymetim, alacak hiç müşteri bulunmadı."

Büveyhîler'in hükümdarlığında 12 yıl kaldı. Bu süreçte sarayda da hizmet etti. Zindanlara da atıldı. Eserlerini yazmaya devam etti. 1024 senesinde derviş kılığında dört kişiyle birlikte İsfahan'a kaçtı.

Burada insanlık tarihinde tek kişi tarafından bilinen felsefi anlamdaki ansiklopedik eserini yazdı. İsfahan'daki güzel günler Gazneli Mesud şehri alınca sona erdi. Askerler İbn-i Sina'nın evini ve kütüphanesini yağmaladı.

  • Çözemediğim tek düğüm, ecel düğümü (İbn-i Sina)


Nedimi olduğu bir hükümdar ile seferlere gitmek zorunda kaldı. Yoğun ve yorucu günler yaşadı. Seferlerden birinde kolite yakalandı. Daha önce birçok kişiyi başarılı bir şekilde tedavi ettiği bu hastalıktan kurtulmak için kendi kendine yaptığı tedavide dozu ayarlayamayınca bağırsaklarında yaralar oluştu. Ömrünün son günlerini bu hastalıkla boğuşmakla geçirdi.

Hamedan'a giderken hastalığı arttı ve kendi kendini tedavi etmekten vazgeçti, mallarını yoksullara dağıttı, 1037 yılında bir Ramazan günü 57 yaşında hayatını kaybetti.

Batılıların Avicenna olarak bildiği Tabiplerin Önderi İbn-i Sina arkasında 220 civarı eser bıraktı. El-Kanun fi't-Tıb kitabı Batı'da 400 yıl ders kitabı olarak okutuldu. Birçok hastalığa tedavi ve ilaç buldu. Ancak kendi hastalığını tedavi edemedi.

İbni Sina'nın hikayesini 5. Yüzyılın sonlarında Derviş Hasan Medhî adlı biri kitap haline getirmiş Osmanlı padişahı III. Murad'a sunmuştur. Ancak bu eserin yazılı bir kopyası günümüze ulaşamamıştır. Daha sonra Seyyid Ziyâeddin Yahyâ tekrar toparlamış ve İbn-i Sina Masalları (Gencine-i Hikmet) adlı bir kitapta toplamıştır.